29 Eylül 2012 Cumartesi

25 Eylül 2012 Salı

seni unutmayacağım, çatlak kadın..

öğleden önce babaannem vefat etmiş. yeğenim söyledi. çok üzüldüm..... 
Allah'ım; günahlarını bağışla.. hepimizin.......
beklediğimden daha fazla üzüldüm..
memlekete gidemedim; gelme dediler....
öyle işte.

24 Eylül 2012 Pazartesi

Çok yorgunum; çok dolaştım bugün. pek bir şey olmadı. ama tuhafım işte.

23 Eylül 2012 Pazar

ya olduğun gibi ya göründüğün gibi......:P

Bugün K.  bana dün söylemek istediği şeyin benimle sevişmek istediği olduğunu söyledi. O an beni istediğini hissetmiş. 
Bence bu bir çeşit sınama idi. her neyse. olmayacak. 
yarın sabah -kalkabilmeyi umuyorum- okula uğramam gerekiyor. 
K. ile konuştuklarımızı düşündüm; daha önceden düşündüğüm şeylere K'nın söylediklerini ekledim demem daha doğru olur.
demişti ki insan önce farkında olmasa da OLUR.
sonra farkına varır ve önemlisi OLDUĞUNU KABUL EDER.
üçüncüsü ve son ve zor aşama da OLDUĞUNU GİZLEMEZ:
bunu ateist olduğunu konuştuğumuzda söylemişti. bense bunu kendime uyarlayarak düşünüyorum.
ben mesela örtülüyüm görünüşte; ama aslında değilim. yani ılk ıkıye kadar geldim üçüncüsü zor.
"ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol" klasık olmaktan çok zordur, iki türlüsü de zordur. 
bir deneme turu attım bugün; hangisi olduğuma karar vermek için. 
ben örtülü olup olmadığıma ancak böyle karar verebilirim diye düşünüyorum. çok muhafazakar olmayan örtülüye -kaşar- ya da o örtünün adını bozan vs.. deniyor. 
anlamadım ki arkadaş; özgürlükse mesele; bu da olmalı.
ben dans kursuna gitmek istiyorum mesela. ama dalga geçerler biliyorum.. ablanın canı sıkılıyor derler :)
ya da mesela denizden çok korkarım doğal olarak yüzme de bilmem, yenmek istiyorum korkumu; bunun için de kursa gitmeliyim ama biliyorum öyle bakarlar bana..
bisiklet sürdüğümde abla düşmesin desinler istemiyorum..:)
neyse işte bu aralar karar vermeye çalışıyorum..... 
şu lanet okul açılsaydı ya..
R. dün geceki mesajıma hiçbir yorum yapmadı.. sadece sabah günaydın faln filan dedi.. sonra da gün boyu hiçbir şey demedi. gece ben attım yanıtlamadı.
arkadaşım naz maz anlamam ben, kıskanıyorsan diyeceksin böyle triple olacak şey değil... liseli miyiz? kıskanma hakkı edineceksin önce; diyeceksin ki seni seviyorum.. sonra kıskandığını söyleyeceksin ki rahatsız olduğun şeyler yapmayayım...
hazır değilmiş! sen şuna desene; riske atmak istemiyorum, daha iyisini bulursam zaten olmaz ama sen de fena sayılmazsın dur hele şurda.... 
poofff öyle işte.......... öyle boş ki işte.............
o değil de şu mandalinalı kolonya hoş koku bee.... pislik

22 Eylül 2012 Cumartesi

temizlik

yıkamak istiyorum beynimi, hafızamı....
çamaşır suyuyla falan hani.....
anlatacak kelimem yok..... 
temizlense hafızam, geçmişim, kaderim...
yalnızca izlediğim filmler, dinlediğim müzikler, okuduğum kitaplar, şiirler kalsa.......
ve bu diğer insanlara da olsa; kimse tanımasa beni mesela......... 
kalbim de temizlense bu arada, duygu namına bir şey hissetmesem olmaz mı?

mandalina kokan kolonya

dün geceden beri bunu kaç kere başa aldığımı bilmiyorum..
akşam yedi-dokuz arası K. ile ilk -ve sanırım son- defa görüştük. 
beni hiç sevmedi; haklı. ben de hiç sevmiyorum kendimi. hele ki şu aralar..
yine de bir kitap alacağım ve haber edeceğim; gelip almak isterse......
bana bir kitap bir de mandalina kokan kolonya verdi. 
birkaç da tavsiye ettiği kitabı yazdığı bir kağıt..
sonra da senin canının sıkılmasının sebebi burda olmaman...dedi ve gönderdi. haklı.
benim aklım da dahil her şeyim orda. bir tek kalbim burda, benimle. yeter mi? bilmem.
şimdi, ilginçtir, bu yazıyı olduğu gibi ona göndermeyi düşündüm..... saçmalıyorum evet =) 
ama en azından hak verdiğimi bilseydi....=) 
öyle işte. neyse kahvem bitti.

güzel bir sabah

gün güzel başladı; devamını diliyorum................=)

21 Eylül 2012 Cuma

unutmadıklarım-1

Ben şimdiye kadar kendi hafızamın güçlü olduğunu sanırdım;ama düşündüm de bugün, hayır. hiç kimse hiçbir şey unutmuyor. 
ben unutmadım mesela ilkokul öğretmenimin saçlarındaki büyük büyük kepekleri, rujunun hep dudağından büyük sürüldüğünü, bacaklarının çirkin olduğunu, ve o onun sevdiği -bu yüzden önde oturttuğu- çok güvendiği -bu yüzden evinin anahtarını verdiği- sınıf başkanının onun evinden çaldığı küçük taşı, bize gösterirken duyduğu heyecan-korku-gurur karışımı duygusunu unutmadım.
 ortaokuldaki sosyal bilgiler öğretmenimin masanın altında elini bacaklarının arasından çıkarmadığını da unutmadım. gözlerinin korkunçluğunu, pantolonunun altından görünen boxerı, sevmediğim bi kızın masasına sınav kağıdını bırakırkenki ifademi görünce uyardığını da unutmadım
en uzun süre kaldığımız evdeki pencereleri unutmadım, en çok da çocuk odasındaki pencere hatrımda. , ben o pencereden bakarken benden sadece üç yaş büyük abimin arkamdan pencereden bakma bahanesiyle bana yapışıp durduğunu hiç unutamam. 
abimin kumbarasını da unutmuyorum, ona olan kızgınlığımı paralarını çalarak çıkarıyordum. arkadaşım B. ile gidip harcıyordum; tadı farklıydı. o paralarla aldığım her şeyin tadı her zamankinden farklı geliyordu bana.  alıp yediğim şeyler hep tuzluydu! 
bi gün de akşama doğru aşağıda, hemen o pencerenin altında; arkadaşım B. ile gördüğümüz, birleştirdiğimizde çıkan manzaranın gerçekliğini çok uzun süre sonra anladığımız fotoğraf parçalarını unutamam. 
arkadaşım B.nin fotoğrafın ne olduğunu anlayıp -benden bir yaş büyük olduğuna dayanarak- elimden alıp bu kez daha küçük parçalara ayırıp mezarlıkta yok ettiğini de unutmadım. 
diğer odada ise, ki o yatak odasıydı abim ve yengemin yatak odasıydı; orda ablamın benimle öpüşme provaları yaptığını, beni soyup kafasındaki senaryoya göre eşarptan yaptığı etekleri giydirdiğini, yengemin şimdiki yatak odasına bile girdiğimde hatırlıyorum. yani, unutmadım.
o odanın hemen yanında banyo vardı; banyo ile kiler yapışıktı aynı zamanda, bunları da hatırlıyorum. kilerde, bakınca banyonun görülebildiği bir oyuk vardı. her seferinde içinde abimin gözü. hemen yanında duran şişi sokmayı düşünmedim, hayal etmedim değil... hala da hayal etmediğim; yalandır....=) 
banyodan salona gecen korıdoru da koridorun gece aldığı korkunç karanlık halini de ordan gecerken abimin sürtünerek geçişini de,  büyük abimin o korıdordan gecerken boy hesabı için tavana vurmaya çalışışını da unutmadım. 
ve salon; uzun bir ayna, mutfak, yerde ayağıma batan kırmızı bir halı, büyük oda ve ondan küçük oda, yani normal insanların salon dediği ODA=) 
mutfaktaki büyük, hani olur ya, mavi- büyük termosu, eski ocağın karşısındaki pencereden görünen alt katın yatak odasını, penceredeki yağ izlerini, kırmızı bulaşık sepetimizi, lavabonun altındaki boşluğu kapatsın diye annemin yine dikişteki maharetini gösterdiği siyah ekoseli artık perde olan bez parçasını unutmadım..
mutfağın yanındaki -salon-olan odanın tavanına astığımız pervaneyi daha geçenlerde yeğenimle konuştuk..
o odada uyuduğum bi gece deprem olduğunu, dışarı çıkıp minibüste kaldığımızı ve dedemin ölümden kaçılmaz diye kıpırdamadığını da hatrladım bak. 
tek balkonumuz vardı o da bu -odaya- bağlıydı.  amcamın karşıdaki evine ve ana caddeye  ve her yalnız geçişimde illa ki bir tacize uğradığım köprüye bakıyordu ..
büyük oda vardı hemen yanında, büyük avizelerimiz vardı; büyük koltuklar; misafir odasıydı yani. =) avizeden düşen parçaları çok severdim; ablam büyük diye alırdı benden, küpe gibi alır kulağına yaklaştırırdı; delik de değildi kulağı hani; ona kızıyordum! =) o odada misafirlerin çok fazla olduğu bir akşam küçük abimin bizden küçük olan bütün çocukları toplayıp hepsinin içinde oyun diye üzerime atlayışını da unutmam. yine o odada yine o kadar kalabalıkken körebe -işte bu ismi yanlış hatırlıyor olabilirim=))-oynardık. gözümü bağladığım her seferde, kimin olduğunu bildiğim elleri hissederdim vücudumda..................öyle işte unutmadım bunları. daha unutmadığım çok şey var..... buraya yazıp yazıp dökersem belki kendimi azat ederim diye düşünüyorum... belki de R. yine haklıdır...................................... uykusuz geçecek bir gece daha....

20 Eylül 2012 Perşembe

19 Eylül 2012 Çarşamba

neden böyleyim, canım ne istiyor hiç bilmiyorum. içimdeki ses hala suskun.

18 Eylül 2012 Salı

yağmur yağdı ben ağladım

yağmur sabaha kadar durmadı sanırım. belki burda yağmuru da severim; her yağdığında ağlamam.                   burdaki halimi sevdim; yapmak istemediğim hiçbir şey yapmıyorum.                                                                        belki yapmak istediğim her şeyi yapamıyorum ama bu da iyidir.                                                                                                                   bütün güzel şiirleri okumak istiyorum                                                                                                           bütün güzel insanları tanımak hayatıma almak istiyorum                                                                                      bütün güzel müzikleri dinlemek istiyorum                                                                                                     bütün güzel romanları okumak istiyorum                                                                                                        bütün güzel filmleri izlemek istiyorum                                                                                                                    hepsi iyilik hoşluk işte..........                                                                                                                               gerisi boşluk işte................

15 Eylül 2012 Cumartesi

gece 3ten önce uymuyor gündüz 12den önce uyanmıyorum.. nereye kadar böyle sürecek bilmiyorum.... kendimi uzay boşluğunda hissediyorum

9 Eylül 2012 Pazar

bu şehre geldiğimden beri içimdeki ses sustu.
yalnızım evet. burda daha yalnızım. ama burda daha iyiyim. burda daha iyi yalnızım.

7 Eylül 2012 Cuma

6 Eylül 2012 Perşembe

bu ne biçim dünyaaa! :)

iki gündür istanbul'dayım ve sanırım diyarbakır'ı özledim..... evet bence de ilginç